KKTC'nin tanınması hedefinden sapılamaz!

Rumların 1963'te adayı kan gölüne çevirip Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkmalarının ve Kıbrıs Türklerinin haklarını gaspederek, adanın tek meşru idaresi olarak adada hüküm sürmelerinin üzerinden 58 yıl geçmiştir. 1968'de başlayan ve aralıklarla süren Kıbrıs anlaşmazlığına çözüm bulma girişimlerinden bugüne kadar Rum-Yunan ikilisinin bilinen Megali İdea ve Enosis hedefi, adanın tamamını Yunan yapma rüyası nedeniyle çözüm bulunamamıştır.

Geçtiğimiz yıl vefat eden Rum Yönetimi eski Dışişleri bakanlarından Nikos Rolandis, 2013 yılında yaptığı açıklamada "1948'den başlayarak bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 15 inisiyatifi reddettik ve sonra kalkıp ödünler verdik diyoruz" diyerek müzakerelerden sonuç alınamamasının suçunu Rum Yönetimlerine yüklediği unutulmamalıdır. Yakın dönemde Rumların Annan Planı'nı reddettikleri, Crans Montana'da masayı terkettikleri ve bu uzlaşmaz tavırlarını en son Nisan ayında BM 5+1 toplantısında Cenevre'de tekrarladıkları yaşanan gerçeklerdir.

Yarım asırdan uzunca bir süre müzakerelerden sonuç alınmadığı ve halihazırda da taraflar arasında anlaşma ve uzlaşma için ortak bir zemin olmadığı ve olamayacağı oldukça nettir. Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis Türklerle paylaşacak hiçbir şeyleri olmadığını, siyasi eşitliğin Rumlar için büyük bir adaletsizlik olacağını defalarca açıklamıştır. Rum tarafının istediği bir Rum devletine dönüştürdükleri üniter Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Türklerin yama olması ve azınlık hakları ile yetinmesidir. Rumlar devletimizden, egemenliğimizden, topraklarımızdan, özgürlüğümüzden vazgeçerek sadık köleleri olmamızı istemektedir ve bunu da gizlemeyerek açıkça ortaya koymaktadır.

Yakın tarihimiz Rum saldırganlığının uzlaşmazlığının sayısız örneği ile doludur. 1963-74 arasında adada EOKA terör örgütü tarafından masum Türklere karşı girişilen katliamlar, 1974'ta adayı Yunanistan'a bağlama teşebbüsü ve sonrasında ise masada Kıbrıs Türklerini oyalayarak kendi hedeflerine ulaşma gayretlerini görmemek, anlamamak için saflığın ötesinde aptal olmak lazımdır.

Kıbrıs Türk halkı, Rum'un ve içimizdeki Birleşik Kıbrısçı federasyoncuların maskaralıklarına geçtiğimiz yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde egemen eşitlik çerçevesinde iki devletin işbirliğini savunan Ersin Tatar'ı başkanlık koltuğuna oturtarak cevap vermiştir.

Tatar ve ona destek veren Anavatan Türkiye yetkilileri hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, mevcut BM parametreleri çerçevesinde çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını, federasyonun bundan sonraki süreçte gündemde olmayacağını, Rumlarla resmi müzakere sürecinin başlaması için iki tarafın eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alınmasının şart olduğunu ortaya koymuş ve KKTC'nin yoluna devam edeceğini açıklamıştır.

Cenevre'de Nisan ayında gerçekleşen BM gayrı resmi 5+1 toplantısı sonrasında BM Genel Sekreteri Guterres Konferansın başarısızlığını ilan etmek yerine, ikinci bir konferans için kapıyı aralık tutmuş ve iki devlete dayalı çözüm siyasetimizin sulandırılması için emperyalist batı ve Rum-Yunan ikilisine fırsat yaratmıştır.

Taraflar arasında ortak bir zemin olmadığını ve tezleri arasında uçurum olduğunu bile bile BM'nin müzakereleri yeniden başlatma girişimlerini, oyunlarını ne yazık ki Türk tarafı kabullenmiş ve iki devletli çözüm siyasetimiz için gereken adımları atmayı ertelemiştir.

Egemen eşitlik temelinde iki devletli çözümün gereği hemen vakit kaybetmeden KKTC'nin tanınmasını istemektir.

İlgili çevreler, bu ay sonunda gerçekleşecek BM Genel Kurul çalışmalarını izlemek için New York'a gidecek olan Rum lider Anastasiadis ve KKTC Cumhurbaşkanı Tatar'ın BM Genel Sekreteri Guterres ile yapacakları 2'li veya 3'lü toplantıya odaklanmıştır. Garantör İngiltere'nin liderlerin New York ziyaretlerinde bir araya gelerek 2014'te Eroğlu-Anastasiadis arasında yapılan ortak açıklamaya benzer yeni bir ortak açıklama yapılması yönünde çalışmalar yürüttüğü Rum basınında yer almıştır. Fileleftheros gazetesi "bu ortak açıklamanın İngilizlerin hali hazırda planladığı (ve egemen eşitliğin tanınmasına ilişkin Türk taleplerinin mantığından çok da uzak olmayan fikirlerle birlikte) bir çerçeve içinde olacağını" öne sürdü.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Siyasi Müdür Yardımcısı Ajay Saharma'nın geçtiğimiz Temmuz ayında Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaretinde, taraflara müzakerelerin yeniden başlamasının temelini oluşturabileceğini düşündüğü bir metin sunduğu, İngiltere'nin BM Genel Sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Jane Holl Lute'un hazırladığı Kıbrıs raporuna da bu metinde yer alan unsurların girmesi için çaba gösterdiği öğrenildi.

İngiltere'nin, Türkiye'nin de desteklediği KKTC Cumhurbaşkanı Tatar'ın egemen eşitlik temelinde iki devletin işbirliğine dayalı çözüm modelini sulandırmaya ve resmi müzakereleri AB ve ABD'nin de desteğini alarak başlatma girişimleri Türk tarafı için tehlikeli bir sürecin habercisi olarak ortaya çıkmıştır. İngiltere'nin tezgahladığı tuzağa düşülmemeli, ortaya koyduğu plan reddedilmelidir. New York'ta gösterilecek bir zafiyet egemen eşitlik temelindeki siyasetimizin çöpe gitmesine neden olacaktır. Yapılması gerekeni tekrarlamamda fayda vardır. Yıllarca müzakere masasına bağlı tutularak zaman kaybettirilen, dayatma planlarla yok edilmeye çalışılan Kıbrıs Türk halkının 18 Ekim 2020'de ortaya koyduğu iki devlete dayalı çözüm iradesi, vakit kaybedilmeden, sonuçsuz kalacağı şimdiden belli olan yeni bir sürece kurban edilmeden, ileriye götürülmeli ve devletimizin Anavatan Türkiye dışındaki ülkeler tarafından tanınması talebi resmen açıklanmalıdır. KKTC'nin tanınması talebini savsaklamak, bu yönde gereken adımları atmamanın vebali ağırdır, büyüktür. Gerek KKTC ve gerekse Türkiye'yi yöneten mevcut idare bu basiretsizliğin ve görev ihmalinin hesabını veremez KKTC halkına ve Türkiye'deki 84 milyon kardeşimize bunu anlatamaz!

YORUM EKLE